Uzun yaz tatili, çocuklara akademik bilgiden çok değer kazandırmanın fırsatı olabilir. Yeter ki ekranın kolaycılığına teslim olmayalım.
Okulların kapanmasıyla başlayan uzun yaz tatili, ebeveynler için çoğu zaman "çocuğu nasıl oyalarım?" sorusuna dönüşüyor. Oysa bu dönem, akademik bilgiden çok daha kalıcı bir şeyi; değerleri kazandırmak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Çünkü değerler ders kitabından değil, yaşayarak ve örnek görerek öğrenilir.
Bilgi çağının en büyük yanılgısı, çocuğa her şeyi ekranın öğretebileceği sanısı. Ekran bilgi verebilir, ama empatiyi, sabrı, paylaşmayı, bir büyüğün elinden tutmayı öğretemez. Bu değerler ancak gerçek ilişkiler içinde, aile ve çevreyle kurulan bağlarla aktarılır.
Yaz tatili, tam da bu bağları güçlendirmek için biçilmiş kaftan. Büyükanne-büyükbabayla geçirilen bir hafta, komşu çocuğuyla sokakta kurulan bir oyun, ailece üstlenilen küçük bir sorumluluk; bunların her biri, hiçbir uygulamanın veremeyeceği bir olgunluk kazandırıyor.
Elbette maksat teknolojiyi tümüyle reddetmek değil. Mesele, ekranı çocuğun tek arkadaşı ve tek öğretmeni haline getirmemek. Dengeli ve bilinçli bir kullanım, boş zamanı doldurmanın kolay yolu olarak değil, bir araç olarak konumlandırılmalı.
Kanaatimce iyi bir yaz tatili, çocuğu programlarla doldurmakla değil, ona nitelikli zaman ve iyi örnekler sunmakla mümkün. Değerlerini kaybetmeyen nesiller, ancak değerlerin yaşandığı ailelerde yetişir. Bu tatili, çocuklarımıza en güzel mirası; sağlam bir karakteri hediye etmek için değerlendirebiliriz.


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!