Ankara'daki NATO gündemi, savunma bütçesi taahhütleri ve bölgedeki tırmanış Türkiye'yi diplomasinin merkezine taşıdı. Çok yönlü denge her zamankinden kritik.
Temmuz ayı, Türkiye'nin dış politikası açısından yoğun geçti. İttifak içi savunma harcamalarının artırılmasına yönelik taahhütler, F-35 programı ve hava savunma sistemleri etrafındaki müzakereler gündemin başlıca başlıkları oldu. Aynı dönemde bölgede yaşanan gerginlik tırmanışı, Ankara'nın diplomatik trafiğini iyice yoğunlaştırdı.
Türkiye'nin uzun süredir savunduğu çok yönlü diplomasi çizgisi, bu konjonktürde hem en büyük avantajı hem de en zorlu sınavı. Bir yandan ittifak içindeki yükümlülükler, diğer yandan bölgesel aktörlerle sürdürülen dengeli ilişkiler; bu ikisini aynı anda yönetmek ciddi bir stratejik ustalık gerektiriyor.
Savunma sanayindeki yerlileşme hamlesi, bu denklemde Türkiye'nin elini güçlendiren en somut kazanım. Nitekim savunma ve havacılık ihracatındaki istikrarlı yükseliş, bu stratejinin meyvelerini vermeye başladığını gösteriyor. Dışa bağımlılığı azaltan her adım, masadaki pazarlık gücünü de artırıyor.
Bölgedeki tırmanış ise Türkiye'ye hem risk hem sorumluluk yüklüyor. Sınır güvenliği, enerji hatları ve göç başlıkları, herhangi bir istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen alanlar. Bu nedenle Ankara'nın diyalog kanallarını açık tutan, gerginliği tırmandırmayan bir çizgi izlemesi ülke çıkarına.
Temmuz sona ererken tablo net: Türkiye, bölgesel dengelerin tam merkezinde ve bu konum, dikkatli, soğukkanlı ve ilkeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Sonbaharda bu trafiğin daha da yoğunlaşması sürpriz olmayacak.


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!