Yapay zeka saldırganların da elini güçlendirdi. Ancak en gelişmiş sistemlerde bile kırılma noktası çoğu zaman teknoloji değil, insan davranışı.
Yapay zekanın gündelik hayatın her alanına yayıldığı bu dönemde, siber güvenlik de kökten değişiyor. Bir yandan savunma araçları güçlenirken, diğer yandan saldırganlar da aynı teknolojiyi daha ikna edici, daha ölçeklenebilir saldırılar için kullanıyor. Denklem giderek karmaşıklaşıyor.
Yapay zeka destekli oltalama (phishing) saldırıları, artık dilbilgisi hatalarıyla dolu o eski sahte e-postalara benzemiyor. Kişiye özel hazırlanmış, kusursuz Türkçeyle yazılmış, hatta ses ve görüntü taklidiyle (deepfake) desteklenen dolandırıcılık girişimleri, en dikkatli kullanıcıyı bile yanıltabiliyor. Tehdidin niteliği değişti.
Ancak yıllardır savunduğum bir gerçek hâlâ geçerli: En güçlü güvenlik duvarı bile, arkasındaki insan kadar sağlamdır. Kurumların milyonlarca liralık güvenlik yatırımları, tek bir çalışanın bilinçsizce tıkladığı bir bağlantıyla boşa çıkabiliyor. Teknoloji ne kadar gelişse de zincirin en zayıf halkası çoğu zaman insan davranışı.
Bu nedenle siber güvenliği yalnızca bir bilgi-işlem meselesi olarak görmek en büyük hata. Düzenli farkındalık eğitimleri, güçlü ve çok faktörlü kimlik doğrulama alışkanlığı, "önce şüphe et, sonra tıkla" refleksi; bunlar en az yazılım kadar kritik. Güvenlik, bir ürün değil, bir kültürdür.
KVKK ve veri güvenliği yükümlülüklerinin giderek ağırlaştığı bir ortamda, kurumların ve bireylerin bu kültürü içselleştirmesi artık ertelenemez. Yapay zeka çağında kazanan taraf, en pahalı yazılıma sahip olan değil, insan faktörünü en iyi yöneten olacak. Teknolojiyi güçlendirirken, onu kullanan insanı eğitmeyi ihmal etmemeliyiz.


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!