Gazeteci, Yazar Dursun Erkılıç, bugünkü köşe yazısında hem Türkiye’nin hem dünyanın içinden geçtiği ağır atmosferi ele alırken; siyasetten savaşa, adaletsizlikten insani dramalara kadar biriken karanlığı, “esrarengiz kuyu” metaforu üzerinden yorumladı.
ANKARA-BHA “Gece, dip, karanlık ve gayya” detaylarını kendi şiirsel diliyle yeniden işleyen Erkılıç, insanlığın yaşadığı derin kırılmalara dikkat çekti.
Siyasetin yorduğu, soykırımın sürdüğü, haksızlığın / hukuksuzluğun orta yerde durduğu bir dünyada; Esrarengiz gece… Karanlık dip… Üstü darağacı, ortası ip… Sallanan sallanana Gerçek… Hayal… Ya da muhayyel: Gayya… Gayya kuyusunda güneşi gördüm Karanlık ırzına geçmek üzreydi Rüya sanıp bunu hayıra yordum Güneş karanlığı içmek üzreydi *** İnsanların cayır cayır yakıldığı, binaların gümbür gümbür yıkıldığı, gökte uçan kuşların sapır sapır döküldüğü bir dünyada; Esrarengiz ölüm… Bin bir zulüm Çekilen çile… Kurulan hile… Sapsız çöp… Kırılan kırılana Hayat… Ya da ötesi: Âb… Âbı hayat denen sıvıyı gördüm Ölüm, suyu benden almak üzreydi Pınar sanıp koştum kendimi yordum Hayat, su olmazsa ölmek üzreydi *** Siyasetin sığlığında, soykırımın çığlığında, haksızlığın / hukuksuzluğun cirit attığı, sevgisiz / sevdasız, aşksız bir dünyadayız… Dertler; Bizim, sizin… Benim, senin… Mevzu: Derin… Derince kazılan kuyudur gördüm Kuyu, soğuk suya batmak üzreydi Musalla deminin suyudur yordum Su, beni kuyuya atmak üzreydi *** ‘Uykuda mısın sevgili yarim’ türküsüyle uyandım; esrarlı dünyaya ve yaşanası hayata…


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!