Prof. Dr. Cevdet Erdöl, “Şeker: Tatlı bir zehir, sessiz bir salgın” başlıklı yazısında şeker tüketiminin halk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
ANKARA - BHA Prof. Dr. Cevdet Erdöl, yazısında şekerin modern yaşamda görünmez bir sağlık tehdidine dönüştüğünü belirterek şu ifadelere yer verdi: “Bazı felaketler sirenlerle gelir, bazıları ise sofraya bırakılan masum bir bardakta saklanır. Şeker de böyledir.
Kapıyı kırarak girmez; reklamların renkli dünyasında, market raflarının parıltısında, okul kantinlerinin cazibesinde sessizce dolaşır.
Fakat geride bıraktığı iz hiç de masum değildir: obezite, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, kalp damar hastalıkları, diş çürükleri ve erken yaşta bozulan metabolik denge… Bugün Türkiye’de tütünle mücadele için nasıl yasa, vergi, yasak ve denetim konuşuluyorsa, şeker için de aynı ciddiyetle konuşmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü şeker artık yalnızca bir gıda tercihi değil, halk sağlığını kemiren büyük bir toplumsal yük hâline gelmiştir. Tütünün dumanı görünür, şekerin tahribatı görünmez. Alkolün sarhoşluğu fark edilir, şekerin bağımlılığı çoğu zaman fark edilmez.
Uyuşturucu sokakta aranır; şeker ise çocuk menülerinde, enerji içeceklerinde, gazlı içeceklerde, aromalı sütlerde ve paketli atıştırmalıklarda karşımıza çıkar. Üstelik çoğu zaman en savunmasız kitleyi, çocukları hedef alır.
Bu nedenle Türkiye, şekerli içecekler için kademeli şeker vergisini ciddi biçimde gündemine almalıdır. Buradaki amaç vatandaşı cezalandırmak değildir. Amaç, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almaktır.
Nasıl ki tütün ürünlerine uygulanan vergiler yalnızca gelir elde etmek için değil, tüketimi azaltmak için kullanılıyorsa, şekerli içeceklerde de aynı yaklaşım benimsenmelidir. Şeker oranı arttıkça vergi artmalı, şekeri azaltan üretici ise teşvik edilmelidir.
Bir kutu gazlı içeceğin içinde, bir çocuğun günlük ihtiyacını katbekat aşan miktarda şeker bulunabilmektedir. O kutunun kapağı açıldığında yalnızca bir içecek tüketilmiyor; geleceğin diyabet, obezite ve kalp hastalığı faturası da sessizce kesiliyor.
Bugün ucuz görünen ürünler, yarın sağlık sistemine ağır bir yük olarak geri dönüyor. Şeker vergisinin en önemli etkisi fiyat artışı değil, üretim alışkanlıklarını değiştirmesidir.
Ürünündeki şekeri azaltan firma daha düşük vergi öderken, yüksek şekerli ürünlerde ısrar eden daha yüksek maliyetle karşılaşır. Böylece devlet yasak koymadan, piyasanın yönünü toplum sağlığından yana çevirebilir.
Bu yaklaşım yasakçı değil; koruyucu, akılcı ve sürdürülebilir bir halk sağlığı politikasıdır. Elbette obeziteyle mücadele kampanyaları, yürüyüş çağrıları, sağlıklı beslenme rehberleri ve kamu spotları değerlidir. Ancak yalnızca nasihatle salgınlar durdurulamaz.
Çocuğa ‘şekerli içecek tüketme’ derken, okul çıkışında en ucuz ve en cazip ürün olarak şekerli içeceği sunarsanız mücadele eksik kalır. Şekerin zararlarını anlatırken kıyas yapmaktan çekinmemeliyiz. Tütün akciğeri hedef alırken, şeker metabolizmayı hedef alır.
Tütün sağlık harcamalarını artırırken, şeker diyabet ve obezite üzerinden sağlık bütçesini zorlar. Bir toplum çocuklarını şekerle ödüllendirdikçe, gelecekte onları hastane koridorlarıyla cezalandırır.
Türkiye’nin atması gereken adımlar nettir: şekerli içeceklere kademeli vergi uygulanmalı, reklamlar sınırlandırılmalı, okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler öne çıkarılmalı ve üreticiler daha sağlıklı formüllere yönlendirilmelidir.
Şeker tatlıdır; fakat faturası acıdır.”” Yazıda ayrıca şekerli içecekler için kademeli vergi uygulanması, reklamların sınırlandırılması ve okul kantinlerinde sağlıklı seçeneklerin artırılması gerektiği vurgulandı.


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!