SESA Enstitüsü Direktörü ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan, ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmaların yalnızca askeri değil; ekonomik, ideolojik ve teknolojik boyutlarıyla modern savaşın doğasını köklü biçimde dönüştürdüğünü vurguluyor.
ANKARA - BHA SESA Enstitüsü Direktörü ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: ''ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve İran’ın karşı saldırıları, modern savaşın doğasında köklü bir dönüşüme yol açabilir.
Bu dönüşüm, yalnızca askeri teknolojilerdeki değişimlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda savaşın ekonomik, ideolojik ve kurumsal boyutlarını da yeniden şekillendirmektedir.
Yüksek maliyetli konvansiyonel sistemlerin düşük maliyetli asimetrik savaş araçları karşısında sınırlarının görünür hale gelmesi, savaşın maliyet-etkinlik ve sonuç üzerindeki etkisini yeniden tanımlamaktadır.
Bununla birlikte, askeri kapasitenin yer altına taşınması, dağıtık komuta yapılarının benimsenmesi ve “mozaik savunma” gibi askeri doktrinlerin geliştirilmesi, askeri dayanıklılığın artık merkezi yapıların gücünden ziyade esneklik ve süreklilik üzerinden şekillendiğini göstermektedir.
Aynı zamanda, sivil teknolojilerin ve açık kaynak istihbaratın yükselişi, savaş alanında bilgi üstünlüğünün devlet tekelinden çıkarak çok aktörlü bir yapıya evrilmesine yol açmaktadır.
Dolayısıyla İran Savaşı, modern savaşın artık tek boyutlu bir güç mücadelesi değil; asimetrik, çok taraflı, ideolojik ve küresel etkiler üreten bir sistemik mücadeleye dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bunlara madde madde değinmekte yarar vardır.
Yüksek maliyetli konvansiyonel silah sistemleri, düşük maliyetli ve asimetrik tehditler karşısında her zaman yeterli savunma kapasitesi sağlayamamaktadır. Bu durum, ABD Donanması’na ait USS Abraham Lincoln (yaklaşık 4–5 milyar dolar) ve USS Gerald R.
Ford (yaklaşık 13–15 milyar dolar) gibi ileri teknolojiye sahip uçak gemilerinin; düşük maliyetli seyir füzeleri (yaklaşık 1–3 milyon dolar) ve insansız hava araçları (yaklaşık 20 bin – 1 milyon dolar) ile hedef alınabilmesi üzerinden açıkça görülmektedir.
Amerikan uçak gemileri geçmişte tehdit edilemez platformlar olarak kabul edilirken, İran’ın füze ve insansız hava araçları kapasitesi bu platformların serbest hareket üstünlüğünü sınırlamaktadır. Bu durum, operasyonel kullanımda doktrinsel bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Yer altına entegre edilmeyen askeri kapasiteler, düşman tarafından etkisiz hale getirilebilir. Bu yaklaşım, modern savaşın değişen doğasını yansıtmaktadır.
ABD’nin bölgedeki askeri ve deniz üslerinin yüzeyde konumlanmış olması, bu unsurları füze ve insansız sistemler karşısında kırılgan hale getirmektedir.
Buna karşılık İran, askeri kapasitesinin önemli bir bölümünü yer altına inşa ettiği tesislere konuşlandırarak kritik unsurlarını koruma altına almıştır.
Bu durum, çatışma anında ABD üslerinin operasyonel kullanımında aksamalara ve güvenlik zafiyetlerine yol açarken, İran’ın yer altı altyapısı sayesinde saldırı ve savunma kapasitesini sürdürebilmesine imkân tanımaktadır.
Yüksek yoğunluklu çatışma ortamlarında saldıran taraflar, karşı tarafın merkezi komuta yapılarını hızlı ve ağır vuruşlarla dağıtarak hızlı bir zafer elde etmeyi amaçlamaktadır. Ancak İran, bu durumu bir zafiyet değil stratejik bir avantaja dönüştürmüştür.
İran askeri doktrininde ‘mozaik savunma’ (mosaic defense) olarak kavramsallaştırılan bu yaklaşım, merkezi yapının parçalanmasına karşı direnç üreten, yerelleşmiş ve yarı otonom bir savaş kapasitesi anlayışına dayanmaktadır.
Dolayısıyla bu model, geleneksel merkezi komuta anlayışından uzaklaşarak daha esnek, dağıtık ve dayanıklı bir savaş stratejisinin giderek öne çıktığını göstermektedir.” Siyasal, askeri ve direniş anlayışını dini referanslardan besleyen yönetim ve askeri yapıların yeniden öne çıktığı bir döneme girilmektedir.
Bu çerçevede savaş, yalnızca jeopolitik çıkarlar üzerinden değil, aynı zamanda ideolojik ve inanç temelli bir zeminde yürütülmektedir.
Haçlı Seferleri ve İslam fetihleri, din temelli savaş motivasyonlarının tarihsel örneklerini sunmakla birlikte, modern teopolitik askeri yapılar bu mirası kurumsallaştırarak devlet, ideoloji ve askeri kapasiteyi bütünleşik bir doktrin haline getirmiştir.
Güncel çatışma söylemleri incelendiğinde, Netanyahu’nun Tevrat referanslı açıklamaları, İran’ın ideolojik-dini temelli askeri yapısı ve ABD’de bazı siyasi ve dini çevrelerin savaşı kutsal bir mücadele olarak çerçevelemesi, teopolitik askeri yapıların ve söylemlerin yeniden güç kazandığını göstermektedir.
İran Savaşı, istihbaratın artık yalnızca devletlerin tekelinde olmadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Ticari uydu görüntüleri, yapay zekâ destekli analizler ve açık kaynak istihbarat araçları, askeri hareketliliğin anlık olarak takip edilmesine imkân tanımaktadır.
Bu durum, özellikle büyük askeri üslerin ve yapıların konumlarının daha kolay tespit edilmesine yol açarak operasyonel gizliliği ciddi ölçüde aşındırmaktadır. Dolayısıyla modern savaşta bilgi üstünlüğü, yalnızca askeri kapasiteyle değil, sivil teknoloji ekosistemiyle de doğrudan ilişkilidir.
Düşük maliyetli insansız hava araçları ve seyir füzelerinin yoğun ve eş zamanlı kullanımı, yüksek maliyetli savunma sistemlerinin operasyonel ve ekonomik sınırlarını zorlamaktadır.
Bu durum, savunma mimarisinin yalnızca teknolojik üstünlük üzerinden değil, aynı zamanda yoğunluk ve süreklilik karşısındaki dayanıklılığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Az sayıda yüksek maliyetli platforma dayanan savunma anlayışı, çok sayıda düşük maliyetli sistemle gerçekleştirilen eş zamanlı saldırılar karşısında baskı altına girebilmektedir.
Bu bağlamda İran’ın çoklu ve yoğun füze ile insansız hava aracı kullanımı, savunma sistemlerinin kapasite sınırlarını görünür hale getirmiştir. Dolayısıyla modern savaş, yalnızca kaliteye değil, aynı zamanda nicelik, süreklilik ve maliyet-etkinlik dengesine dayalı bir karakter kazanmaktadır.
İran Savaşı, ulus-devlet merkezli savaş ve çatışma anlayışını köklü biçimde dönüştürmektedir. Çatışmaların yalnızca doğrudan devletler arasında değil, vekil aktörler üzerinden ve eş zamanlı olarak farklı coğrafyalarda yürütülmesi, savaşın klasik cephe mantığından uzaklaştığını göstermektedir.
Bununla birlikte, devletlerin karar alma ve güvenlik üretme kapasiteleri de bu süreçten doğrudan etkilenmektedir. Özellikle Irak ve Lübnan örneklerinde görüldüğü üzere, paramiliter yapılar ve yarı otonom silahlı grupların artan etkisi, merkezi otoritenin güvenlik üzerindeki tekelini zayıflatmaktadır.
Bu bağlamda savaş, giderek daha fazla çok aktörlü, parçalı ve kontrol edilmesi güç bir yapıya dönüşmektedir.
Modern çatışmalar yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmamakta; enerji altyapıları, deniz ticaret yolları ve lojistik ağlar gibi küresel sistemin kritik unsurlarını da doğrudan hedef haline getirmektedir. Bu durum, savaşın etkilerinin bölgesel sınırların ötesine taşınmasına neden olmaktadır.
Özellikle Hürmüz Boğazı gibi stratejik geçiş noktalarına yönelik müdahaleler, enerji arz güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde zincirleme etkiler üretmektedir.
Bu bağlamda İran’ın enerji akışına yönelik hamleleri ve karşılıklı altyapı saldırıları, farklı kıtalardaki ekonomilerin dahi doğrudan etkilenmesine yol açabilecek bir etki ortaya çıkarmaktadır.
Dolayısıyla modern savaş, yalnızca taraflar arasında sınırlı bir güç mücadelesi olmaktan çıkmakta; küresel ekonomik sistem üzerinde yaygın ve çok katmanlı maliyetler üreten bir sürece dönüşmektedir.
Bu eğilim, gelecekte çatışan aktörlerin savaşın yükünü daha geniş bir uluslararası alana yayma stratejilerini benimseyebileceğine işaret etmektedir. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, 2026 Ortadoğu Savaşı’nın modern savaşın yeni paradigmasını temsil ettiği görülmektedir.
Bu paradigma, merkezi ve mutlak üstünlüğe dayalı klasik savaş anlayışının yerini; dağıtık, esnek, maliyet-etkin, çok aktörlü ve küresel etkiler üreten bir savaş modeline bıraktığını ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla geleceğin savaşları, yalnızca silahların değil, sistemlerin, ağların ve stratejik dayanıklılığın rekabeti üzerinden şekillenecektir.''
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!