/ Gündem Haberleri / Hayat Aras: Novosibirsk'te güvenin ve ortak kültürün izinde

Hayat Aras: Novosibirsk'te güvenin ve ortak kültürün izinde

MANŞET
0

Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, "Altay'dan Anadolu'ya Bitikler" dizisinin ikinci yazısında, Sibirya'nın önemli merkezlerinden Novosibirsk'te yaşadığı izlenimleri kaleme aldı. Aras, Türk topluluklarıyla kurduğu iletişim, şehirde tanık olduğu güven duygusu ve Novosibirsk'in tarihi ile kültürel mirasını anlattı.

Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, "Altay'dan Anadolu'ya Bitikler" başlıklı gezi yazısı dizisinin ikinci bölümünde, Rusya'nın Sibirya bölgesindeki Novosibirsk'te edindiği izlenimleri paylaştı.

Aras yazısında şu ifadelere yer verdi:  "ALTAY’DAN ANADOLU’YA BİTİKLER 2: TAYGANIN BAĞRINDA GÜVEN SINAVI - NOVOSİBİRSK Bilmem kaçıncı gelişimdi buraya.

Uçaktan inip Novosibirsk’in merkezine gece saatlerinde ayak bastığımda, dondurucu bir ayaz yerine temmuz ayının o ılık ve tatlı yaz serinliği karşılıyor beni.

Gün ışığının geç saatlerde çekilmesiyle birlikte tayga ormanlarının karanlığı şehrin sınırlarına dayanırken, Novosibirsk; sarı sokak lambaları ve neon ışıklarla aydınlatılmış devasa bir mühendislik anıtına dönüşüyor.

Moskova’nın yaklaşık 3.300 kilometre doğusunda, Batı Sibirya Ovası'nın güneydoğusunda yer alan bu metropolde, gökyüzünün laciverte bulandığı o ilk anlarda zaman duruyor sanki. Gökyüzü, gece saatlerinde kucaklaşmıştı yeryüzüyle.

Ertesi sabah Altay’a uçağımız vardı ve önümüzde Sibirya’nın kalbinin nefesini solumak için yalnızca birkaç kısıtlı saat duruyordu. Tolmachevo Havalimanı’nın kapısından çıktığımızda bizi karşılayan o derin kozmopolit iklim, gurbeti bir anda sılaya çeviriverdi.

Havalimanındaki çalışanların ve taksicilerin çoğu genelde Özbek, Kazak, Kırgız’dı... Onlarla kendi dillerinde, ortak köklerimizin o tanıdık sözcükleriyle iletişim kurmaktan hem onlar hem de ben memnundum. Kaldığımız yerden devam ediyorduk.

Şehir merkezinde bizi bekleyen arkadaşımızla buluşmak üzere Özbek Türkü bir taksiciyle konuştum. Sözcükler köprü oldu, gönüller birleşti, yola koyulduk. Bizi kentin buluşma noktası olan Lenin Meydanı’na götüreceklerdi.

Yol boyu uzanan o yalancı karanlıkta, Türk’ün hesapsız, köklü konukseverliği usulca fısıldadı gönlüme. Elimizde ağır çantalarla yorulmamızı, sınırlı vaktimizi yüklerle heba etmemizi istemediler.

Çantaları arabanın bagajına bırakmamızı, gecenin tadını rahat rahat çıkarmamızı, saat dörde doğru gelip bizi tam bıraktıkları noktadan alarak havalimanına yetiştireceklerini söylediler.

Gözlerindeki o yalın dürüstlükle, kendilerine güven duymamız için ekmek tekneleri olan cep telefonlarını çekinmeden elimize tutuşturdular. Emanete karşılık bir emanet... Çantaları bagajda bırakıp, ruhumuzda gurbetin ortasında yeşeren o muazzam güven duygusuyla indik araçlardan.

Gece saatlerinde sayılı saatlerim olduğu için zamanı en verimli şekilde kullanmaya karar veriyor ve kurulduktan sadece 70 yıl sonra 1 milyon nüfusa ulaşarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren, baş döndürücü büyüme hızından ötürü de "Sibirya'nın Şikagosu" olarak anılan bu genç metropolün sokaklarına dalıyorum.

Moskova ve Leningrad’dan sonra Rusya’nın üçüncü büyük şehri olan bu yerleşim yeri, bugün yaklaşık 1.6 milyonluk nüfusuyla Sibirya’nın en kalabalık merkezi.

Temelleri 1893’te atılan ve daha sonra hem Çar İkinci Nikolay’ın hem de Aziz Nikolay’ın onuruna "Yeni Nikolay" anlamına gelen Novonikolayevsk adıyla anılan bu şehir, 1926 yılında "Yeni Sibirya" demek olan Novosibirsk kimliğine bürünmüş.

Bu köklü dönüşümün en görkemli şahidi ise kentin tam kalbinde yükselen o büyük tiyatrodur.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyaca ünlü hipnotizör Wolf Messing'in sahneye çıkarak zihin okuma seansları düzenlediği bu opera binasının önünde durup, sessiz bir gece uykusuna dalmış devasa yapıyı hayranlıkla incelerken buranın insan aklının Sibirya’nın ortasında kurduğu en büyük kültürel kale olduğunu anlıyorum.

Gece yarısının bu derin sessizliğinde, bir itfaiye çalışanının yüreğinden dökülen o meşhur "Moy Novosibirsk Rodnoy" ezgisinin yankılarını düşlüyorum.

Şehrin sokakları, henüz 24 yaşında dalgalara karışan Novosibirsk kızı Yanka Dyagileva'nın gitara fısıldadığı o hüzünlü yeraltı ezgilerini de tayganın karanlığına birer sır gibi üflüyor. Şehri bir kılıç gibi ortadan bölen sarı ışıkların ev sahipliğinde, gecenin koynunda yürümeye devam ediyorum.

Yaz gecesinin o dingin, hafif trafiğinin uğultusu, caddenin duvarlarında adeta bir beste gibi yankılanırken; karanlığın içinden tüm zarafetiyle sıyrılan neo-Bizans tarzındaki Aleksandr Nevski Katedrali’nin ışıklandırılmış altın kubbeleri gözlerimi alıyor. Sokaklar öyle arınmış, öyle tertemiz ki...

Derken, gecenin bu tenha vaktinde yolları yıkayarak geçen o kamyonu görüyorum; o görüntü beni buralardan alıp bir anda çocukluğumun o uzak, kokulu ve saf yaz günlerine savuruyor.

Sibirya'nın ortasında bir çocukluk hatırasıyla yıkanırken, insan aklının bu çetin coğrafyaya vurduğu en büyük damgalardan biri fısıldıyor kulağıma: Kışın dondurucu ayazında rayların donmasını engellemek için tasarlanmış 2.145 metre uzunluğundaki dünyanın en uzun kapalı metro köprüsünün, bu gizemli nehir şehrinin gerdanında çelikten bir gerdanlık gibi uzandığını, adımlarımın beni gizlice buraya yaklaştırdığını hissediyorum.

Bu dev kozanın içinden geçecek olan trenin sesini hayal ederken, karanlığın ortasında parıldayan Ob’un siyah suları tıpkı çocukluğumun o dingin yaz gecelerindeki gibi gökyüzünün tüm yıldızlarını bağrında saklıyor.

  Net çizgilerle belirlenmiş bir ülke ya da idari bir bölge olmadığı için coğrafik tanımları değişkenlik gösteren, batıda Ural dağlarından doğuda Pasifik kıyılarına, güneyde Moğolistan, Kazakistan ve Çin’e kadar uzanan ve Avrupa kıtasından bile büyük olan bu topraklarda yaklaşık 30 milyon kişi yaşıyor.

Burası yalnız Rusların değil; zorlayıcı koşullara rağmen zengin sözlü kültürlerini günümüze kadar korumayı başarmış, 20.

yüzyılın ikinci çeyreğine kadar dillerini sözlü olarak yaşatıp bu tarihten sonra Kiril alfabesini esas alan yazılı dile geçmiş olan Yakut/Saha, Tuva, Altay, Şor, Teleüt, Telengit, Tofalar, Hakas, Karagas ve Çulım gibi eski Türk halklarının da yurdudur.

Akademik, sosyal, kültürel birkaç saatlik gezimiz çabuk bitmişti. Sabaha karşı vakit dolduğunda, söz verdikleri gibi tam o saatte gelip bizi aldılar ve yeniden havalimanına bıraktılar.

Tolmachevo’dan kalkacak o bir saati biraz aşkın kısa, direkt uçuşla asıl rotamıza bağlanmadan önce, bir Sibirya gecesinde kardeş bir elin uzattığı telefon, biz olmanın, biriz demenin en saf senedi olarak hafızama kazınmıştı.

Bu topraklardan uzaklaşmadan önce, Omsk, Barnaul, İrkutsk, Tümen, Ulan-Üde, Yakutsk ve Kızıl gibi Sibirya’nın diğer merkezlerini düşünüyorum. Düşüm en çok da Asya’nın merkezi Kızıl’da takılı kalıyor. Yanı başımda ama dokunamadığım nazlı Ene-Say (Yenisey).

Gece saatlerinde yaptığım bu hızlı turda gördüğüm her şey; doğanın genişliğine karşı insan aklının, çeliğin, elektriğin ve betonun kurduğu görkemli bir medeniyet meydan okumasına dönüşüyor ve birkaç saatlik bu deneyimin ardından Novosibirsk beni uğurlayıp yolun gerçek hedefine, ulu ruhların tepelerinin, karlı dağların zirvelerin beklediği Altaylar'a ulaştırmaya hazırlanıyor."

Google News'te Takip Et E-Manşet haberlerini Google Haberler'den anında okuyun
YouTube Kanalimiz

Roportajlar, insan hikayeleri, belgeseller...
Binlercesi YouTube kanalimizda.

Abone Ol
Whatsapp Hattı Son dakika haberler için bizi takip edin! 0501 565 85 16
Mobil Uygulama
"

Mobil Uygulamamız Yayında! Binlerce haberden anında haberdar ol, ilgi alanına göre haber oku.

"

Çok Yakında!

Mobil uygulamamız üzerinde çalışıyoruz. Çok yakında App Store ve Google Play'de yayında olacak!